23 Şubat 2010 Salı

TRABZON DİASPORASI (!)

Yahya DÜZENLİ
duzenliyahya@gmail.com

Tarihte adından sözettiren topluluklar büyük diasporalar yaşamış topluluklardır. Şöyle de söylenebilir: İstisnaları olmakla birlikte Diasporası olmayan topluluklar, tarih ve kültürlerini yanında taşıyamayan, onlara sahip olamayan, yabancılaşma ile birlikte başkalaşmayı yaşayan topluluklardır.

Nereden çıktı bu diaspora? Yahudi, Ermeni diasporalarını çok duyduk da bu “Trabzon Diaspora”sı ne ola ki?

Ürpermeye gerek yok. Bazı kelimeler kavram haline geldiğinde yâni, muhtevalı çağrışımlar taşıdıklarında dikkatleri üzerlerine çekiyor, olur olmaz her yerde kullanılamıyorlar. Diaspora da böyle bir muhteva ve çağrışımı taşıyor.

Kelimelerin yolumuzu aydınlatamadığı bir zamanda yaşıyoruz. Çünkü (bilinen atasözünü deforme ederek söylersek) herkesin “rivayeti bir amma maksudu muhtelif”. Yâni, herkesin söylediği aynı ama kasdettikleri farklı.

Bu kavramlardan birisi diaspora. Diaspora denilince doğrudan “Yahudi” ve “Ermeni”leri hatırlıyoruz. Niçin? Çünkü etkili oldukları için “diaspora” kelimesi onlarla bütünleşmiş. Başka bir topluluğa tahsis edemiyorsunuz.

Diaspora, antik Yunancadan batı dillerine geçmiş. Etimolojisine baktığımızda kelime karşılığı; yayılma, dağılma, saçılma. Bir topluluğun dünyaya dağılması. Bugüne şöyle uyarlayabiliriz: Bir topluluğun kendi topraklarından, anayurdundan başka ülkelere, topraklara dağılması, yerleşmesi. Yurdundan-şehrinden ayrı yaşayan her topluluk diaspora değil. Gittiği yere kimliğini taşıyabilen, kültürünü götürebilen, geldiği yerle aidiyet bağını koparmayan organize topluluklarda diaspora bilinci vardır.

Konumuz antik diaspora toplulukları değil. Sözü başlığımıza getirmek istiyoruz. Trabzon Diasporası’na… İlk defa kullandığımız ve şehirler içinde Trabzon’a uygun düşen bir kavram olduğunu düşünüyorum. Kelimenin yanlış çağrışımlarını bir tarafa bırakarak, doğrudan şehrimize tahsis ettiğimiz anlamı üzerinde yoğunlaşalım..

Toplulukların diasporası olduğu gibi şehirlerin de diasporası vardır. Diasporası olmayan şehirler içine kapanmış, durağan, enerjisini dışa açamamış, kendini aşamamış “ölü” şehirlerdir…

Diasporası olan topluluklar etkili topluluklardır. Etkileri, nüfuslarından fazla ve güçlüdür. Nüfuslarıyla değil, nüfuzlarıyla tebarüz ederler. Diasporalar, bulundukları yerlerde asimile olmayan, anayurtlarıyla, kendilerini ait hissettikleri ‘yer’le aralarındaki dokuyu canlı tutan topluluklardır.

Trabzon; şehir dışında Tüm Türkiye’ye, hatta değişik ülkelere yayılmış önemli toplulukları olan bir şehirdir. Nerede yaşarsa yaşasın şehrine olan aidiyet duygusunu muhafaza eden, onu sürekli besleyen-yenileyen Trabzonlular’ın ifade edilebileceği bir kavramdır diaspora. Kültürümüzdeki “mensubiyet mes’uliyeti doğurur” gerçeğinin değişik bir karşılığı olarak da bakabiliriz diasporaya.

Özellikle büyük metropollerdeki ‘topluluk’larıyla şehrini aşmış bir potansiyele sahip Trabzon, potansiyelinin farkında mıdır? Bu potansiyeli doğrudan etkili güce çevirecek bir geri beslemeye sahip midir? Metropollerdeki Trabzon diasporası işlevini yerine getiriyor mu?

Cevabımız şudur: Trabzon; diaspora potansiyeli yüksek olan ancak bu potansiyelin ‘diaspora kültürü’ne dönüşemediği, bunun farkında olmayan atıl bir diaspora kapasitesine sahiptir. Bu toplulukların ayakları dağıldıkları şehirlerde olmasına rağmen maalesef kafaları “şehir misyon ve bilinci”nden çok, ‘köyde kalmış’ bir arkaik topluluk görüntüsü vermektedir. Oysa ki; diaspora toplulukları tarihsel kodlarından kopmadan, kimlik-şahsiyet haline gelmiş misyonlarıyla “tarih ve kültürlerini sürekli yanlarında taşıyan” topluluklardır.

Böylesine potansiyeli olmasına rağmen Trabzon’lu toplulukların “diaspora etkisi” yapamaması nasıl açıklanabilir ?

“Trabzon’luyum” diyebilmek cür’et, cesaret isteyen bir özgüvendir. Bu özgüven, nasıl bir şehrin sorumluluğunun taşınması gerektiği içermelidir. Medeniyet birikiminin rafine bir “Trabzonluluk” haline gelmiş, tavır, davranış, ahlâk ifadesidir. Bu anlamda bir Trabzon diasporası var mıdır? Zannetmiyoruz !

Trabzon’u en fazla sahiplenmesi gereken Trabzon dışındaki diaspora olmalıdır. Ancak; Trabzon diasporasının oldukça yetenekli, birikimli, şehir idraki olan insanlar olması gerekirken tam aksine, çoğu kez böyle bir bilinci taşımayan insanlar tarafından temsil ediliyor olması da elem vericidir.

Trabzon dışındaki ‘Trabzon’lu topluluk’ların Trabzon’u oralara taşıma, yaşatma adına yaptıklarının ‘köfte-balık-hamsi partileri’, ‘şenlik’ ve ‘Trabzonspor’la sınırlı olduğuna da vurgu yapmak gerekiyor. Oluşturulan ‘Trabzon Platformları’nın da hiçbir reel değeri olmayan, ‘yemekli toplantı’ların kahkahaları, bürokrasideki ‘atama’larla, devlet kapusundan ‘alınacak ihale’lere endeksli olduklarını da not olarak ifade edelim… Bu hal, metropollerin merkezinde bulunsa da getto kompleksiyle yaşayan ve bundan memnun ve mutmain toplulukların diaspora oluşturamayacağı açıktır.

Bugün, “Trabzonluluk” diye ortaya konulan şeyin sosyolojik yaklaşımla, “köylülük ideolojisi” olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Köylülükten kastımız; hamsi, kemençe, köy mutfağı, futbol, kolbastı, ticari çıkarlar ve mekanik reflekslere indirgenmiş ilişkilerdir. Halbuki Trabzon’un tüm zamanlar boyunca ortaya koyduğu tarihsel rolü vardır. O role uygun aktüalitesini bugün de ortaya çıkarabilmesi gerekir.

Biraz geriye gidelim…

Trabzon’da özellikle Osmanlı döneminde dinler, etnisiteler, insanlar barış içinde bir arada yaşadılar. Örneğin Klasik dönem veya en son 18. 19. yüzyıl Osmanlı kaynakları bu ‘barış dönemi’nin milyonlarca belgesiyle doludur. Ne zaman ki Trabzon’a “İttihatçı karakter bozukluğu” aşılandı, güne uygun “haz mekanları”, “haz alanları” ve “haz enstrumanları” oluşturuldu, o zamandan bugüne Trabzon mecalsiz bırakılmaya başlandı. Beşyüz yıla yakın birbirinin köpeğini dahi incitmeden bir arada huzur içinde yaşayan topluluklarla örnekleşen Trabzon; ittihatçı karakter bozukluğunun bir ifrazatı olarak “test alanı”, “laboratuar” haline getirilmeye çalışılıyor.

İşte Trabzon Diasporası şehrin bu tarihsel rolünü metropollere taşıması gerekirken nasıl bir habersizlik ve konfor içinde olduklarını bir düşünün…

Trabzon entelektüel sermayesini, boyutunu hovardaca harcayıp tüketmek yerine bu sermayeyi doğru bir şekilde yönetmeyi becerebilmelidir. Trabzon, sadece ülke barışına değil, Dünya barışına da katkıda bulunabilecek sembol bir şehir potansiyelini hala taşımaktadır. Çünkü yaşadıkları yâni arkaplânı buna müsaittir. Yoksa, kaotik yaşamların, kaotik zihniyetlerin sergi alanı olmaktan kurtulamaz.

Onun için Trabzon Diasporası ne olduğunun farkına vararak “büyük düşünme”ye başlamalı. Hamsi partilerinden, Trabzonspor analizlerinden, kolbastı reflekslerinden kurtulabilmeli.

Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de şehre girerken Sarâ Hatun’un kendisine söylediği “Padişahım Trabzon bunca meşakkate değer mi?” sorusuna verdiği “Meşakkatten nice korkarım? Eğer bu zahmete katlanmazsak….” Cevabı 549 yıl sonra Trabzon Diasporası’nın kulaklarında yankılanmalı, onları rahatsız etmeli. Tabii ki; Diaspora’ya dahil etmemiz gereken siyaset adamları, işadamları, bürokratlar, kültür-sanat adamları, yerel yöneticiler, vs. vs. ‘in tamamının Trabzon için tasaları, dertleri, cehdleri, rüyaları varsa !

Bir de şu örneği bakalım: Eski ABD Genelkurmay Başkanı Gürcü asıllı John Shalikashvili Gürcistan’dan geçecek Bakü-Ceyhan boru hattına niçin bu kadar önem verdiğini soranlara: “Eğer bunu yapmazsam babamın kemikleri mezarında ters döner!” cevabını verir. İşte ülke/şehir diasporası budur !

Güçlü diaspora potansiyeli olan Trabzon’un, potansiyelinin aksine şehri için “yapmadıkları” nasıl izah edilebilir ?

Bulunduğunuz yerde ‘sürgün’ değil de “şehrini taşıyan diaspora bilinci”yle var olabiliyorsanız şehriniz vardır !

Diasporanız varsa şehriniz vardır ! Yoksa şehrinize veda etmenin vaktidir !

(Günebakış, 24 Şubat 2010)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder