25 Haziran 2013 Salı

TOKİ'DEN "ZAMANI KAYBOLMUŞ" bir proje: "AİLE YAPISINA UYGUN KONUTLAR"(!)


Yahya Düzenli
duzenliyahya@gmail.com

TOKİ, “Türk aile yapısına göre konut tasarımı konusunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile görüşmelere başladı.”

Bu haberin geçtiği gazeteleri okuyunca hemen TOKİ’nin internet sitesindeki “Faaliyet Özeti”ne bir göz attım. Meydan muharebesi kazanmış muzaffer bir kahraman edasıyla TOKİ şöyle öğünüyor: “Planlı kentleşme ve konut üretimi seferberliği kapsamında 81 il ve 800 ilçede, 2.659 şantiyede, 589.289 konut rakamına ulaşılmıştır.” Peki bu ne anlama geliyor. TOKİ onu da şöyle özetliyor: “Bu rakam 100 bin nüfuslu 22 adet şehir demektir.”

TOKİ’nin yaptıklarına bakınca, bırakın nüfusun çok düşük olduğu eski zamanları, modern zamanlarda bile neredeyse yeni bir ülke kuracak bir iş yapmış olduğu anlaşılıyor.

TOKİ Başkanı, “Türk aile yapısına göre konut, sektörün millete borcudur. Bu konuda hepimize ve bütün mimarlara, mühendislere, uzmanlara ve yapımcılara büyük görevler düşmektedir.” şeklinde devam ediyor.

Öncelikle TOKİ’nin “millete borçlu” olduğunu hatırlaması ve tarihî hafızaya dönmesinin önemli bir sağlık işareti olduğuna vurgu yapalım.

Ancak bu haberi okuyunca insan şöyle düşünüyor: Demek ki bugüne kadar 600 bine ulaşan 22 şehriniz Türk aile yapısını düşünmeden inşa edilmiş ‘sığınak-barınak’lardan ibaretmiş. Dolayısıyla da Türk aile yapısı TOKİ konutları marifetiyle ifsat edilmiş.

TOKİ’nin “Türk aile yapısına uygun konut” projesi büyük bir iddia! Çünkü bugüne kadar yaptıklarına bakarak, bugünden sonra yapacaklarını az çok tahmin edebiliyoruz.

Daha önce de TOKİ “Selçuklu konutları yapacağız” diye açıklamlar yapmıştı. Garabetin bu derecesi ancak TOKİ’ye mahsus olabilir. Osmanlı’yı atlayıp da bu “Selçuklu tipi ev” garabeti nereden çıktı bilemiyorum. Medeniyetimizin adının “s”si bile bırakılmamış bu önemli dönemine ait  “yaşama mekânları” bin yıl sonra  yeniden ve “Selçuklu tarzı”na uygun nasıl yapılacaktır? Büyük ihtimalle, Doğu Anadolu’da halen son kalıntıları bulunan cami ve kümbetlerdeki bazı motifleri yaptıkları (eski yaptıklarından farkı olmayacak olan) toplu konutların üzerine kopyalamakla “Selçuklu evi” yapmış olacaklar (!)

Selçuklu evi veya Osmanlı evinin zamanı artık kaybolmuştur. Yapılması gereken; “kloncu zihniyet”le muvazaacılığa soyunmak değil, modern zamanlarda Selçuklu ve Osmanlı’nın devamı bir “şehir ve mimarî tarzı” ortaya koyabilmektir.

Bu konuda TOKİ’nin herhangi bir birikimi, tecrübesi, idraki ve irfanı var mıdır?

Zannetmiyoruz!

Olsa olsa adını “Selçuklu” koyup “demek ki Selçuklu buymuş!” deyip bizi de inandıracaklar (!)

Bu cümlelerimizden bizim Selçuklu veya Osmanlı mimarîsine uygun konutlara itirazımız var sonucu çıkmamalı. İtirazımız; ortaya çıkabilecek “garabet”e dair endişelerimizi dile getirmeye matuğtur. Ve TOKİ’nin zihninde olduğunu tahmin ettiğimiz “Selçuklu imajı”na uygun yapılacak konutlara “Selçuklu” adının verilmesindeki vahamete dikkat çekmektir.

Peki, değişen ve artık kalmayan “büyük aile” yerine “çekirdek aile”ler için yapılacak Selçuklu evlerinde hangi model esas alınacak? Hangi aile yapısı? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı “aile”yi çoktan terketmiş, “kadına şiddet, kadın istihdamı, töre cinayetleri” popülariteleriyle görüntüyü kurtarmakla meşgul.

Dünya görüşü yok olmuş ve yaşama kültürü ifsat edilmiş aile yapısına uygun evler nasıl inşa edilecek doğru merak ediyoruz. Yoksa bin yıl önceye ait yeni bir “çekirdek aile modeli mi icat edilecek?”…

Fıkrayı bilirsiniz…

Hâkim, sinirli bir şekilde sanık Temel’e bağırmış:

- Karakolda suçunu itiraf etmişsin. Şimdi niye inkâr ediyorsun?
Temel boynunu büküp “Hakim Bey, o zaman henüz avukat tutmamıştım. Şimdi Avukatımı dinledikten sonra suçsuz olduğuma ben bile inandım!...” demiş.

Son on bir yıldır yoğunlaşmış bir şekilde yaptıkları ortada iken, biz de TOKİ’ye inanalım mı?

Öyle anlaşılıyor ki; TOKİ, bugüne kadar yaptıklarına yöneltilen yoğun eleştirilere karşı bir “savunma refleksi” geliştirme çabasındadır.

Biz gene de TOKİ’nin “Türk Aile yapısına uygun Selçuklu modeli” evler yapmasına inanmış görünerek TOKİ’ye rahmetli muhakkik mimar Turgut Cansever’in eserlerini acilen “kılavuz el kitabı” olarak tavsiye ediyoruz. Bu konuda yazdıklarımızı tekrar etmek istemiyoruz.

Rahmetli Cansever 1989 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “mimaride yeni yönelişleri ortaya koyabilecek tek ülke Türkiye’dir” demişti. Pek zannetmiyoruz ama inşallah TOKİ bu görevi yüklenir. Burada Cansever’in şu sözünü daha hatırlatalım: “Ben doğrusu bir şeyden çok emindim. Hatırlıyorum; çocuklarım, kardeşlerim, ‘Sen bunları yazıyorsun ama kim okuyacak, yazacak?’ diyorlardı. ‘Birileri okuyacak, biliyorum’ diyordum.” 

TOKİ, mademki böyle bir “büyük seferberliğe” çıkıyor, seferberlik öncesi ilgililere yine rahmetli Cansever’in şu müthiş ikazını ve mesajını da hatırlatalım, ona kulak vermeye çağıralım. Çağıralım ki, “Selçuklu konutları” iddialarının nasıl bir zahnî temele oturması gerektiğini idrak etsinler:

“Mimarlık eseri, sanatçının varlık ve kâinatın yapısına ait gerçeklikleri seziş ve tasavvur edişinin yansıması oranında yücelik kazanır. Modern semantiğin yaklaşımına göre, gerçek sanat ve mimarlık eseri, bir mesaj bütünlüğüdür. ‘Tebliği sunmak ve o noktada durmak’ şeklindeki İslâmî kurala uyan İslâm kültürlerinde mimarlık eserleri, şüpheli olandan arınmış bir tavır içinde, ortaya koydukları mesajları en azla yetinen suskunluklarıyla yüceltirler. Mimar Sinan’ın eserleri de İslâm-Osmanlı sanat ve mimarlık tarihinin bu köklerine dayalı bir tavır içindeki biçim bütünlükleridir. İslâmiyet her an yeniden oluşan bir varlık ve kâinat tasavvuruna sahip olduğundan, İslâm mimarlık sanatı, hareket halindeki insanın her farklı noktada yeni veçhelerini algıladığı, her yeni adımda bir önceki hatırlanarak zamanın bütünlüğü içinde kavranabilecek bir yapıdadır. Bu sebeple İslâm mimarisi, özellikle Osmanlı mimarisi, tek bir noktadan bakılarak anlaşılamaz; eser, kendisine yönelik bakış noktasına ve tarzına göre sürekli farklı vasıflar kazanır...”

TOKİ tarihî ev ve mimarî konusundaki “büyük iddiası”nda eğer ciddi ise, gecikmiş de olsa acilen “Cansever okumaları”na başlamalı, anlamalı, sindirmeli, hazmetmeli ve gerçekleştirmeli diye düşünüyoruz.

Eski deyimle “Bâ’de harab-ül Basra..” Yâni “Basra harap olduktan sonra” diyerek, yapılanları izlemeye devam edeceğiz.
 
Karacaoğlan söylenmesi gerekeni söylemiş:
“Şimdi gayri benim hükmüm yürümez!”
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder