28 Nisan 2014 Pazartesi

ALİ ŞÜKRÜ BEY VE 23 NİSAN İLK MECLİSTE NASIL BAYRAM OLDU?


Yahya DÜZENLİ

23 Nisan 1920’de açılan birinci mecliste Trabzon meb’usu şehid-i muazzez Ali Şükrü Bey’in Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmaların tamamı, nasıl bir idrak, irfan ve ferasete sahip olduğu, nasıl bir mes’uliyet taşıdığına dair önemli belgeler niteliğindedir. Ufku, duruşu, gözü karalığı, kararlılığı, iddialarını savunma cesareti ve taviz vermez şahsiyetiyle Birinci Meclis’in bu “remz şahsiyet”in, fail-i meşhur bir cinayetle şehid edilmeden iki yıl önce yâni 23 Nisan 1921 tarihinde Meclis kürsüsü’nde yaptığı konuşma, bugün “Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak 23 Nisan’da kutlanan günün nasıl bayram olarak kabul edildiğine ilişkin önemli bir belgedir.

Ali Şükrü Bey’in, bu konuda da gösterdiği tutarlılık ve şahsiyetli duruşun, bugünün siyasilerine, özellikle de Trabzon milletvekillerine ibret ve örnek olmasını temenni ediyoruz.

Ama nâfile. Çünkü kimsenin ne böyle bir “emsal ve numune arayışı”,  ne böyle meselesi, ne de Ali Şükrü Bey kimdir diye bir derdi var.

23 Nisan 1921 tarihli İlk Meclis Zabıtlarına dönelim.

Meclis’e Reis yerine Reis Vekili Gümüşhane mebusu Kadirbeyzâde Hasan Fehmi Bey başkanlık ediyor. Kâtip ise Lazistan mebusu Ziya Hurşit Bey’dir. Saruhan Mebusu Refik Şevket ve 11 arkadaşı “23 Nisan’ın îydi millî addi hakkında teklifi kanunisi” (yani “23 Nisan’ın milli bayram sayılması hakkında”)başlığıyla kanun teklifi verirler. Kanun teklifinin birinci maddesi “Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk yevmi küşadı olan 23 Nisan âyadı millîyedendir” şeklindedir. İçel Mebusu Şevki Bey “eyyamı resmiyeden madut bir yevmi îd olmasını teklif eylerim” diye ayrı bir takrir (önerge) verir.  

Okunan takrirlerden sonra teklif hakkında söz isteyen Konya Mebusu Vehbi Efendi;
Efendiler, bu gibi bayramlar milletin kalbinden doğar. Zahirde nümayişle bayram olmaz. Ve zahirde nümayişle milletin kuvvei mâneviyesini teyidetmek, takviye etmek istersek efendiler, bunlar arızidir. Bunlarla takviye olunmaz rica ederim. İçinizde bir tane Hıristiyan yoktur. Ezanı Muhammedi okunuyor da katiyen mübalât etmiyoruz. Eğer milletin kuvvetini tezyidetmek, itikadını yükseltmek istersek milleti itikat noktasından yukarı kaldırmak çaresine bakalım.” şeklinde konuşur. Kırşehir Mebusu Yahya Galip “O başka efendim” şeklinde, Malatya Mebusu Fevzi Efendi “Mukaddes günleri takdir etmezsek o günlerin kıymeti kalmaz” şeklinde Vehbi Efendiye itiraz eder.

Vehbi Efendi devam eder:

“Bu gibi nümayişlere itibar olunmaz ve bu bapta yapılacak bir şey yoktur. Milletimiz gayei millîyesini tamamiyle istihsal ettiği gün kalbinde hakiki bir bayram yaşatır... Her ferdinin kalbinde bugün bayramdır. Rica ederim, böyle kanuna ne ihtiyaç vardır? Efendiler bayram, nümayiş bir şey yapmaz. Söyleyeceğim budur efendiler” şeklinde cevap verir.

Yahya Galip, söz alarak Vehbi Efendi’ye “Hoca Efendi müsaade et. Sizi buraya gönderenler İngilizler idi. Siz buraya kendiliğinizden gelmediniz.” diye saldırır. Bolu Mebusu Tunalı Hilmi, İzmit Mebusu Hamdi Namık ve İktisat Vekili Saruhan Mebusu Mahmut Celal (Bayar) da Yahya Galib’i desteklerler. Celal Bayar konuşmasının sonunda;  “Bu, bütün İslamlar için büyük bir gün değil midir? O halde bugünün layık olduğu mevkii tebcil hakkında fazla söylemeyeceğim” der.

Bu konuşmalar üzerine kürsüye çıkan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey şu konuşmayı yapar:

“Efendiler hissiyatınız gergin olduğu için rica ederim, bendenizi sükûnetle dinliyeceksiniz. Arkadaşlarımızın bir kısmı bugünü memleket için bir millî bayram yapmak istiyor. Bunların içtihadını ve bugünün büyüklüğünü hepimiz tasdik ederiz. Yalnız zannediyorum ki, umumun, hiç olmazsa bir maksat altında bulunan ve aynı gayeye doğru yürüyen kimselerin takdir ettiği bir gün bayram olur. Hattâ umum milletin takdir ve tasvib ettiği bir gün bayram olur.

Bugünün kıymeti yoktur demek istemiyorum. Bunun kıymeti çoktur. Bugünün kıymeti gayet büyük ve gayet mübecceldir. Fakat biz buraya toplandık. Bizi İngilizler gönderdi. Onu kabul ediyorum. Beyefendinin sözü ile..”

Yahya Galip “Ben Vehbi Efendi’ye söyledim size söylemiyorum” cevabına karşı Ali Şükrü Bey devam eder:

“Müsaade buyurunuz, rica ederim. Vehbi Efendi ve rüfekâyi kiramı, milletin müntehipleri tarafından buraya gönderilmişlerdir….

Efendiler, buraya herkesi millet göndermiştir ve herkes burada vazifei vataniyesini ifa edecektir. Daha zannediyorum ki, biz mücahedemizin bidayetindeyiz. Boynumuza takılmak istenilen esaret halkasını atmak istiyoruz ve atacağız. Fakat bugün mü? Yarın mı? Bir sene sonra mı? Onu Allah bilir. Sonra buraya toplanan bizlerin yapacağı pek çok işler vardır. İşi umum millet yaptığı halde o muvaffakiyet doğrudan doğruya bize mi aittir? Meselâ bir ordunun muvaffakiyeti bir kumandana ait mi olacak? Meclis kendi kendine; ben şu işi yaptım, 23 Nisanda burada toplandığım gün için bugünü bayram yapıyorum, bugünü siz de bayram yapın demek muvafık değildir; zannediyorum.”

Malatya Mebusu Feyzi Efendi’nin “Pek yanlış söylüyorsunuz” demesi üzerine Ali Şükrü bey konuşmasına devam eder:

“Benim içtihadım yanlış ise, gelir söylersiniz. Efendiler; bunu millet esaretten kurtulup İstanbul'a kavuştuğu, Edirne'sine, İzmir'ine kavuştuğu, Bursa'sına kavuştuğu zaman kendisi yapacaktır. Bizi bu muzafferiyetlere, bu muvaffakiyetlere nail eden 23 Nisanda şurada toplayan millettir. Bunu millet yapacaktır. Millet kadirşinastır. Kendimiz bunu teklif etmek muvafık değildir. Kendi kendimize teselliden başka bir şey değildir.

Sonra efendiler; önümüzde, gayet haternâk, fakat ümitsiz değil, yürüyecek yollarımız vardır ve bu yolları inşallah azimkârane katedeceğiz ve yürüyeceğiz. Fakat rica ederim hissiyat ile uğraşmıyalım. Birtakım hissi tezahürat ile vakit geçirmiyelim. Yapacağımız işler pek çoktur. (…….) Bunu; son gayenin istihsali gününe bırakalım ve millet kendi kendine bizi ve mukaddes gayesine vâsıl eden burada toplandığımız günü tebcil etsin ve şenlik yapsın. “

Ali Şükrü Bey’in konuşmasından sonra bazı Mebuslar, asıl hedefleri olan Padişaha, Hilafet ve Saltanat’a “22 Nisanda bize hıyanet etmiş Makamı âlii Hilafet ve Saltanata tasallut etmiş bir adam ve onun avanesi vardı. Millet başsızdı..” şeklinde saldırırlar. Takriri veren Saruhan Mebusu Refik Şevket; “Ali Şükrü Beyin, daha tamamiyle muvaffak olmadık, sözü gayri vârid olmakla beraber çok şeylere muvaffak olduğumuzu unutmayalım. Efendiler, karşımızda bir Ermenistan’ı imha ettik. Taarruzatını menettik…” şeklinde bir konuşma daha yapar ve “23 Nisanın millî bayram addine dair Kanun”  “Türkiye Büyük Millet meclisinin ilk yevmi küşadı olan 23 Nisan â’yadı milliyedendir (milli bayramlardandır)” biçimiyle oylanarak  kabul edilir.

Daha sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılır. 1935’te Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927’de ilan ettiği Çocuk bayramı birleştirilir. 1980 Darbesinden sonra da Milli Güvenlik konseyi bu bayramı resmî olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan eder.

Bugün; “Bugün 23 Nisan neşe doluyor insan” nakaratlarıyla sulandırılan 23 Nisan’la ilgili Birinci Meclis’teki tartışmalarda Ali Şükrü Bey’in bu şahsiyetli çıkışı hatırlanmıyor. Bu günlerin sene-i devriyelerinde hafızalarımızı tazelediğimizde, hafızalarımızın nasıl silindiğine şahit oluyoruz. Çocuklara armağan edildiği gibi, mesnetsiz sözlerin bolca duyulduğu bu günün  nasıl bayram olduğunu tek kaynak olan TBMM’deki görüşmeler ortaya koymaktadır.

Ali Şükrü Bey’in; Bizi bu muzafferiyetlere, bu muvaffakiyetlere  nail eden 23 Nisanda şurada toplayan millettir. Bunu millet yapacaktır. Millet kadirşinastır. Kendimiz bun teklif etmek muvafık değildir. Kendi kendimize teselliden başka bir şey değildir.” sözleri bugün hatırlanmalı ve nasıl saptırmalarla bugünkü 23 Nisan’a ulaşıldığı anlaşılmalı. Gerek Konya Mebusu Hoca Mehmed Vehbi Efendi ve bilhassa Ali Şükrü Bey’in bu konudaki; “ …aynı gayeye doğru yürüyen kimselerin takdir ettiği bir gün bayram olur. Hattâ umum milletin takdir ve tasvibettiği bir gün bayram olur.” sözleri üzerinde derin derin düşünülmelidir.

Merak ediyorum. Bugün her hangi bir milletvekili, özellikle de Trabzon Milletvekilleri merak edip Birinci Meclis tutanaklarına göz gezdirmiş midir? Ali Şükrü Bey’in bu konudaki tutarlılığını, vukufiyetini görebilmiş midir?

Bu vesile ile şehid-i muazzez Ali Şükrü Bey’e bir kez daha rahmet diliyoruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder