22 Haziran 2009 Pazartesi

Trabzon böyle zulüm görmedi: 10 KÖY 10 FİLM FESTİVALİ ÜZERİNE..

Trabzon böyle zulüm görmedi:
TTSO’nun “KÜLTÜRLERARASI DİYALOG”U ve
“10 KÖY 10 FİLM” FESTİVALİ ÜZERİNE…

YAHYA DÜZENLİ, 6 Ağustos 2008

Bir medeniyetin kendisini ifade biçimlerinin en etkili vasıtalarından birisi; bütün dallarıyla sanattır. Günümüz sanatlarıyla ifade edersek: Müzik, sinema, tiyatro, resim, plastik sanatlar, mimari, bütün çeşitleriyle edebiyat, vs. gibi sanatlar, bir dünya görüşünün ifade imkânlarını ve kabiliyetlerini ortaya koyar. Cumhuriyetle birlikte imal edilmek istenen insan ve toplumu besleyecek bir dünya görüşü ve buna bağlı sanat felsefesi ortaya koyamayan, dünya çapında sanatçı ve özgün eser üretemeyen “cumhuriyet elitleri” ve ‘devlet aydınları’, (tüm müesseselerde olduğu gibi) batıdan klonlama/kopyalama olarak intihal ettikleri kurumlardan orkestra, tiyatro ve sinemada 3. sınıf bir “taklit”le yola çıkarlar. Ancak sadece kendileriyle sınırlı bir “seçkinci” çevrede kalırlar.

Söylediklerimizin gerekçeleri ve ayrıntısına girmeden, konumuzla genel, Trabzon’la özel ilgili bir etkinlik var ki insanın “Trabzon Trabzon olalı böyle zulüm görmedi!” dediği türden. Trabzon’da kaim taşra aristokratları, köy entelleri ve “idraki cüzdanından ibaret” Sanayi ve Ticaret Odaları’nın “sanat” adına Trabzon’a önerdikleri/sergiledikleri etkinlik dudak uçuklatacak cinsten…Gazetede “Köylerde sinema şenliği” başlığıyla verilen haberi okuduğumda “işte bir yabancılaştırma enstrumanı daha!” , bu kez köylüler ‘denek’ olarak kullanılıyor diye düşündüm.

“Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Avrupa Birliği Bilgi Bürosu tarafından Kültürlerarası Diyalog Yılı kapsamında 10 köy 10 film isimli sinema festivali düzenleniyor. Trabzon, Artvin, Giresun, Rize, Gümüşhane ve Bayburt’un çeşitli köylerinde düzenlenecek olan etkinlikte, uluslararası festivallerde ödül almış yerli belgesel filmlerin yanı sıra bazı Avrupa yapımı filmler de gösterilecek. “

Trabzon’un köylerinde “İrlanda yapımı Özgürlük Rüzgârı, Yunanistan-Türkiye ortak yapımı Bir Tuma Baharat, Fransa yapımı Koro, İspanya yapımı Pan’ın Labirenti filmlerinin yanı sıra Macaristan ve Polonya yapımı iki doğa belgeseli, Türkiye yapımı birçok film festivalinde ödül almış olan Ağustos Karıncası, Oyun, Yollar Çimen Bağladı ve Beşikdüzü Köy Enstitüsü filmleri” de gösterilecek…

Sözkonusu filmleri seyreden var mı bilemiyorum. Ancak bazılarını seyretmiş birisi olarak kurgusuyla, muhtevasıyla ‘çok kötü’ diyebileceğim, ancak ‘sömürge ahalisi’ne seyrettirilecek türden bu filmlerin ‘özel’ olarak seçildiğini sanıyorum. Trabzon’da müthiş bir ‘çevre’ ve ‘beyin’ kirliliğine yol açacağından şüphem yok.

TTSO’nun; “Kültürlerarası diyalog yılı”nda hangi ‘kültürü’yle kiminle ‘diyaloğa’ geçeceğini de öğrenmek istiyoruz doğrusu. Biz bu “diyalog”ları yakın zamanda Irak’ta, Bosna’da gördük, yaşadık. 300 bin müslümanın nasıl katledildiğine, diri diri toplu mezarlara gömüldüğüne şahit olduk. 1995 Srebrenitza katliamı var mı bu diyalog yılının diyaloglarında? Bir tane Bosna filmi, Filistin filmi var mı?

Bu basit soruların cevapları TTSO yetkililerinin ‘vizyon’unu aşıyor !

Trabzon’un köylüleriyle etkileşimi artırmak isteyen Ticaret ve Sanayi Odası Yöneticileri; ‘köylülerle etkileşim’de ‘film festivali’nden önce “köylüyü köyüne iade” edecek, “köylüyü toprağına ısındıracak, onu doğru bir politika ile üretim gayesine bağlayacak” duyarlılık üzerinde düşünseler daha iyi olurdu. “Sinema şenliği” gibi kendilerini aşan ve ‘özel alan rafineliği’ isteyen, anlamadıkları ve anlayamayacakları “fuzuli iş”lerle uğraşacaklarına, öncelikle Trabzon’da ‘fert başına düşün ulusal geliri’yle, Trabzon’un ‘ihracat’ıyla, üyelerinin ekonomik sorunlarıyla uğraşsalar daha yararlı olur. Giderek ülke düzeyinde tarım, sanayi, iletişim, eğitim, vs.’de düzeyi düşen Trabzon’un bu “hayatî” sorunları üzerinde kafa yorsalar daha ‘yararlı iş’ yapmış olurlar. “Film seyretmek” yerine bu meselelere “kafa yorma”ya başlamaları kendi varlık şartlarının gereğidir diye düşünüyorum.

Gösterime giren filmlerin isimlerini bile telâffuz etmekte sıkıntı çekeceklerinden emin olduğum TTSO yetkilileri, kendi köylüleriyle yerli diyalektle kuramadıkları iletişimi Fransa, İrlanda, Yunanistan, Macaristan ve Polonya diyalektini Trabzon’un köylerine taşıyarak mı kuracaklar?

Ayrıca da gösterime soktukları filmleri öncelikle kendilerinin ilk ve son olarak kendilerinin seyretmelerini ve “mümkünse” bu filmlerden “ne anladıkları”nın kısa bir özetini (varsa) yayın organlarında çıkarırlarsa kendilerinin sanat anlayışlarının düzeyini de öğrenmiş oluruz ve böylece ben de bu yazımdan dolayı kendilerine haksızlık yaptığımı kabul ederim !

Bu yazı yazılırken Trabzon’un Çalköy Beldesi’nde etkinlikler başlamıştır sanıyorum. Etkinlikle ilgili açıklama yapan TTSO yetkilisi, “yılın ilk büyük organizasyonunu gerçekleştirdiklerini” vurgulayarak “amaçlarının kırsal kesimle etkileşimi artırarak kültür ve sanata yönelik duyarlılığı geliştirmek olduğu” nu belirtti. Açıklama Trabzon’a uygun bir mizah malzemesi cinsinden… Traji-komik bir etkinliğin ancak böyle bir gerekçesi ve amacı olabilirdi.

“Nereden çıktı Trabzon’un köylüleriyle diyalog ve iletişim?” diye sormadan da edemiyoruz.

Yabancılaşma ve sapma işte böyle başlar… Dönüşüm tedricî bir süreç olduğundan, dönüşürken ‘neye dönüştüğünüz’ün farkında olamazsınız. Ancak finalle birlikte (o da bilincinizi yitirmemişseniz) nasıl bir ‘başkalaşma’ içerisinde olduğunuzu anlayabilirsiniz. Colomb’un “Dünya yuvarlak olduğuna göre devamlı batıya gidersek doğuya varırız!” demesi gibi, ‘yerli aktör’lerin marifet ve katkılarıyla devamlı kendinden uzaklaştırılarak “kendi olmayan yere götürülmek” istenen Trabzon, TTSO aracılığıyla bu kez köylerinde “film şenliği”ne sahne oluyor…

Yazımızın kurgusu, etkinliğin şekli değil muhtevası ve hedef kitlesi ile ilgili olduğundan, “sinema dili”nin Trabzon’un köylerinde nasıl bir ‘etki’ meydana getireceğini düşünemiyoruz. Bu etkinliğin odağı “Trabzon’un köyleri” değil de Trabzon olarak seçilseydi, düzenleyenler ve düzenleyenlere ‘konu mankeni’ olanlar herhalde çok daha iyi verim alabilirlerdi. Senaristler, Trabzon’un köyleri ve köylülerini daha elverişli ve ‘duyarlı’ gördükleri için olacak deney plâtosu olarak köyleri seçmiş olsalar gerek…

Trabzon’daki “şenlik”ler üzerinde uzun uzadıya durmak gerekiyor. Ancak yeri bugünkü yazımız değil. Tüm değerlerin “şenlik”ler adına sulandırıldığı ve ayağa düşürüldüğü şehirlerden birisi de Trabzon… Yerli kültürün zengin olduğu bölgelere musallat olan “şenlik”lerin o yöre halkına “kendini göstermesi” gerekirken tam aksine “kendinden uzaklaştıran” bir önemli araç haline geldiği su götürmez bir gerçek…

TTSO yetkilileri düzenledikleri şenliğin Trabzon’un Sanayi ve Ticaret’ine nasıl bir ‘katma değer’ ilave edeceğinin fizibilitesini yaptılar mı bilemiyoruz. Bildiğimiz: Trabzon’da bu tür ‘şenlikler’ için bunca ‘Taşra aydını’ dururken sinemanın “esnaf”ın eline düştüğü…

Trabzon “Şehirli”lerinin içselleştiremediği “sinema kültürü”nün köylere taşıyarak Trabzon köylülerinde “sinema kültürü”nü benimsetme (!), geliştirme (!) ve yaygınlaştırma(!) yolunda Ticaret Sanayi Odası’nın bu “misyon”a soyunması bana Cumhuriyetin ilk yıllarında batılı değer ve ritüellerin benimsenmesi için köylere kadar yaygınlaştırılmak istenen bando ve orkestra ile ilgili yaşanan bir olayın mizahî şekle bürünmüş halini hatırlattı.

Önce anonim hale gelen ve değişik versiyonları olan meşhur olayı bir kez daha hatırlayalım: Ülkemizin tek parti diktasıyla yönetildiği devirlerde ‘Batılılaşma-muasırlaşma’nın Anadolu’nun köylerine kadar yaygınlaştırılması amacıyla projeler uygulamaya konulur. Bunlardan birisi cumhuriyetle özdeşleşen meşhur “cumhuriyet balo”ları ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konserleridir. Bunlardan birisinde Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası Bayburt’a halka konser vermeye gider. Halk ‘mecburen’ konser salonuna toplanır. Orkestra konseri icra eder. Ertesi gün şehrin Valisi (Kaymakamı) devlet memurlarına “konseri nasıl bulduklarını” sorar. Memurların vereceği başka bir cevap yoktur: “Mükemmel sayın Valim! Halk için çok yararlı bir konser oldu. Devlet-millet kaynaşmasının bir örneği oldu. Mutlaka tekrarlanması lâzım!” Bu cevap Vali’nin çok hoşuna gider. Bir de halka sorayım der ve şehirde ilk rastladığı yaşlı zâta “Konseri nasıl bulduğu”nu sorar. Yaşlı zât Vâli’nin yüzüne uzun uzun bakar ve :”Sayın Valim ! Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi!” cevabını verir.

Cemil Meriç, Yaşar Kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti “ romanı için söylediği şu sözleri Trabzon’un köylerindeki sinema şenliği için söylüyor sanki: “Demirciler çarşısı cinayeti gerçek bir cinayet.. Türk diline, türk irfanına, türk zevkine, türk idrakine karşı işlenmiş bir cinayet…” Biz de diyoruz ki: Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın Trabzon’un köylerinde düzenlediği ve köylülerin ‘kültür ve sanata yönelik duyarlılıklarını geliştirme” gerekçeli sinema festivali gerçek bir cinayet… Trabzon halkına, Trabzon köylülerine, Trabzon diline ve zevkine, Trabzon kültürüne karşı işlenmiş bir cinayet…

Bu cinayetin sorumluları nasıl bir “cinayet”e zemin hazırladıklarının farkında değillerdir kuşkusuz. “Ne yaptıkları”nın cevabını kendilerinin bulması, vermesi gerekiyor. Tabii yaptıklarından “gurur” duymuyorlarsa…

Öyle görülüyor ki gerçekten bir “sınama şenliği” seyredeceğiz… Hem köylülerimizi, hem de TTSO yöneticilerini “sınama şenliği”...Bu sınamadan kim kârlı çıkacak bilemiyoruz. Bildiğimiz: Trabzon’un bu sınamayı hak etmediği…

Sanal kavramların, sahte tatminliklerin, yapay etkinliklerin anaforunda çalkalanıp duruyoruz. Birileri bizi ‘çalkalıyor’, tansiyon dengemizi bozuyor, biz de bunları ‘hayatiyet emaresi’ zannediyoruz.

Gerçek şu: Şahsiyetinizle olamazsanız, kendiniz kalamazsanız, kültürünüzün farkına varamaz ve ondan kaçarsanız, değerlerinize savaş açarsanız birilerinin “şenlik” ve “diyalog malzemesi” olursunuz ve sizi örecekleri duvara uygun yapı malzemesi haline getirirler.

Bu yazının birilerinin “karşıtı” veya “biryerlere karşı” veya “komplocu” olduğunu düşünebilirsiniz. Bizim derdimiz, cehdimiz, muradımız: Trabzon’da “iklim değişikliği”ne vurgu yapmak ve buna karşı olabildiğince ‘duyarlılığı artırmak’tır. Olanca çabamız bundan ibarettir. Gerisi lâf-ı güzaf…

“Tabiat boşluktan nefret eder” hikmetiyle bakarsak; Trabzon’a gerçek ihtiyaçlarını unutturmaya endeksli, (bizce) taammüden/tasarlanarak oluşturulan böylesi projeksiyonların Trabzon’da derin izler değil “derin yaralar” dizisine katkı yapacağını düşünüyoruz.

Son olarak meşhur bilim adamı Lavazye ile bitirelim: Lavazye önemli bir ‘icad’ üzerindedir. İcadı tamamlar ve masasının üzerindeki mürekkep hokkasına elindeki diviti batırarak icadını önündeki kâğıda ayrıntılarıyla yazar. Bir ihtiyaç için dışarı çıkıp döndüğünde, köpeğinin masanın üzerinde, dilini çıkarıp neşe içerisinde kuyruğunu salladığını görür. Köpek mürekkep hokkasını devirmiş, Lavazyenin “icad”ını yazdığı kâğıdın üzerine dökmüştür. Lavazye bir kâğıda bir de köpeğine bakar ve şöyle der: “Sana ne diyeyim? Yediğin haltın farkında değilsin ki?”

Kültür ve sanatı “endüstriyel ticaret” görenlere sunulur…

Bu etkinliği düzenleyen TTSO yetkililerine bir Trabzon türküsünü hatırlatalım:

“Dertleri derelere
Dökeyim da düz olsun
Var doksandokuz yaram
Bir da sen vur yüz olsun! “

Trabzon tarihi boyunca epey işgal ve zulüm gördü. Ancak zihinlerin, ‘köylülerin idrakleri’nin bu derece zorlandığı bir zulmü görmedi desek yeridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder