22 Haziran 2009 Pazartesi

TRABZON'DA MEVLÂNA VE ŞEYH GALİP TEMRİNLERİ...

Yahya DÜZENLİ, 19 Mart 2008

Büyük ârif Molla Camî “Muhabbet öyle bir şerbettir ki onu içmeyenler bilmezler ve o sevdayı çekmeyenler anlamazlar” der eserlerinden birinde. Bu yazımıza, “Tuhfetü’l-Behiyye” isimli eseri vesilesiyle konu edeceğimiz Trabzon’lu Kösec Ahmet Dede’nin, “muhabbet şerbetini içmiş” ve şerbetin tesiriyle ‘yaşanmaya değer bir hayat” yaşamış, Trabzon’lu büyük âriflerden olduğunu anlıyoruz. Nakşî ve Mevlevî olan, XVIII. yy.da Trabzon’da doğup yaşayan Köseç Ahmet Dede ömrünün sonuna doğru Hacc niyetiyle yola çıkıp Konya’da Hz. Mevlâna’nın yurdunda kalmasıyla, adeta Trabzon’a “ilgili”olduğu, “ait” olduğu ruh havzasını mı işaret ediyordu? Trabzon’dan Konya’ya uzanan “ince bir yol”u yüzyıllar önce Kösec Ahmet Dede gösteriyordu ama biz ancak yüzyıllar sonra böyle bir işaretin olduğunu görebiliyoruz.

Kendi hayatıyla ilgili ayrıntılı bilgiler olmamasına rağmen Trabzon’lu Kösec Ahmet Dede’yi; vefatından 231 yıl gecikmeyle de olsa “ehlince maruf ve meşhur” eseri “Et-Tuhfetü’l-Behiyye Fi’t-Tarikati’l-Mevleviyye”yle ancak tanıyabiliyoruz. Serander yayınlarının oldukça güzel çevirisiyle günyüzüne çıkarılan “Mevlevîlik Âdâp ve Erkânı”na dair eseri okuyunca, bir Trabzon’lu Velî-Ârif’in kaleminin nasıl bir “ruh nakkaşlığı”na sahip olduğunu “anlar gibi” oluyoruz. Mevleviliğin kaynak eserleri arasında sayılan “Tuhfet’ül-Behiyye”, Serander yayınları olmasa, hazırlayanının kütüphanesinde daha ne kadar bekleyecekti bilemiyoruz. Eseri hazırlayanın ifadesiyle; “Mevleviliğin adab ve erkanını meydana çıkarma dolayısıyla kaynak özelliğine sahip olma açısından, Trabzonlu Köseç Ahmet Dede’nin et-Tuhfetü’l-Behiyye fi’t-Tarikati’l-Mevleviyye adlı te’lifinin (ve bu eseri şerh eden Şeyh Galib’in es-Sohbetü’s-Sâfiye isimli ta’likatının) ehemmiyetinin tam olarak farkına varıldığının söylenmesi epeyce zordur.”

Ve de anlıyoruz ki Trabzon bir zamanlar “muhabbet şerbeti içmiş” Kösec Ahmet Dede gibi âriflere de sahipti. Belki de daha niceleri var, eski kütüphanelerin, sahafların tozlu-rutubetli rafları arasında “sırrının aşikâr olması”nı bekleyen..



Trabzon’lu Köseç Ahmet Dede’nin Trabzon’dan Konya’ya (Hz.Mevlâna’ya) açtığı ruh-manâ koridoru vesilesiyle Hz. Mevlâna’dan “şehrin gerçekliği”ne ilişkin şu hikâyeyi okuyalım:

“Bir sevgili, aşıkına; “Ey kerem sahibi, yiğidim!” dedi. “Sen seyahate çıkmış, gurbette birçok şehirler görmüşsündür. Onların içinde hangi şehir daha güzeldi?

Âşık; “İçinde sevgilinin bulunduğu şehir” diye cevap verdi. Zira, şahımızın oturduğu yer iğne deliği kadar da olsa bizim için ferahtır. Nerede ay gibi parlak yüzlü güzel bir Yusuf varsa, isterse kuyunun dibi olsun, orası bizim için cennettir.”

Trabzon’lu Köseç Ahmet Dede’yi 1777 yılında hacc’a niyet ederek Trabzon’dan yola çıkarıp Mevlâna’nın ruh ve manâ şehri Konya’da mola verdirip, eserini yazdıktan hemen sonra orada vefat edyor ve Mevlâna toprağına defnediliyor. O’nu Trabzon’dan Konya’ya çağıran bu müthiş “çekim merkezi”, Kösec Ahmet Dede vesilesiyle Trabzon’dan Hz. Mevlâna’ya önemli bir ruh ve manâ koridorunun açıldığına şahitlik ediyor.

Kösec Ahmet Dede’den Mevlâna’ya aralanan kapı, sessiz ve derinden iki temrine dikkatlerimizi çekiyor. Birincisi eserin yazıldığı zaman, diğeri de günümüzde eserin yayınlandığı zaman temrinleri. Eserin müellifi, mütercimi ve hazırlayanı yanında Serander yayınlarının “ilgi”si her türlü takdirin üstündedir. Serander’den devamını beklediğimizi ifade edelim.

Kösec Ahmet Dede ve eserinin ne derece “mühim” olduğunu anlamak için, Divan edebiyatımızın kutuplarından Şeyh Galib’in dikkatini çekecek ve bu esere “Es-Sohbetü’s-Safiyye” isimli bir şerh, ta’likat (ayrı bir eser veya açıklama, notlar..) yazması her şeyi anlatıyor sanıyorum. Trabzon Serander Yayınları hem “Tuhfe”nin hem de “Es-Sohbetü’s-Safiyye”nin orijinalini kitaba tam metin olarak eklemiş.

Kösec Ahmet Dede örneğiyle, manâ derinlikleri ve irtifalarının Trabzon’dan nasıl görüldüğüne “şah eser”lerdendir Tuhfe… Özellikle de “insan ruhunun sarraflarından” Şeyh Galip’in Tuhfe şerhindeki “bizim zikrimiz kalbî, ruhî ve sırrîdir. Fikr kalbin, aşk ruhun, cezbe sırrın zikridir.” İfadeleri, Trabzon’lu Kösec Ahmet Dede’nin nelere sebep olduğu, neleri terennüm ettirdiği ve Şeyh Galib gibi bir “kutbu” nerelere çektiğine işaret ediyor. Şeyh Galib’in Konya’da Tuhfe’yi incelediği ve Kösec Ahmet Dede ile ilgili anlatılanlardan etkilenerek ta’likat’ını yazdığı zannediliyor.

Şeyh Galib’in meşhur Hüsn-ü Aşk’ındaki;

“Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen.”

(Kendine hoşça bak; sen alemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.) mısralarına ilâveten ekleyelim ki; insanların zâtına hoşça bakması sonucunda dünyaya da hoş bakıldıkça, Hz. Mevlâna’nın yolu görülecek, bu yolla “hakikat” e varılacaktır. Ancak bu yolda ve bu yönde temrinlerden vazgeçmemek kaydıyla.. Kadîm zamanlardan beri bu yol Trabzon’da vardır ve Köseç Ahmet Dede bu yolun aydınlatıcılarındandır.. Üstad Necip Fazıl’in İstanbul için söylediği “güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar!” mısrasını Kösec Ahmet Dede ve Şeyh Galip vesilesiyle Trabzon için de söyleyemez miyiz?

“Dokunduklarınız şehrin dokusunu ele verir” gerçeğiyle Trabzon’a baktığımızda, Köseç Ahmet Dede’de yatan “şehir dokusu”nu Ahmet Dede’nin ruhaniyetinin halâ üzerimizde olduğunu söyleyerek Hz. Mevlâna ile bezemek bir ödev olsa gerek.

Trabzon böylesine bir yatağa, mecraya, mahfile ve havzaya sahip iken bunları “ıskalayıp” görmeyenlerde “miyop”luğun çok ötesinde bir “idrak iltihabı” olduğunu söylesek ne dersiniz? En azından Trabzon kültür tarihçilerinin hem Köseç Ahmet Dede’yi hem de eserlerini nasıl göremedikleri de ayrı bir “idrak sorunu”dur. Ayrıca son zamanların hiçbir Trabzon biyografilerinde Kösec Ahmet Dede’nin isminin geçmemesi fikir ve idrak sefaletimizin nerelere kadar uzandığını göstermiyor mu?

Ancak ehl-i irfan ve ehl-i idrak olanların kavrayabileceği türden, tasavvuf terminolojisi ve Hz. Mevlâna’ya âşina olanlara hitap eden Köseç Ahmet Dede’nin “Tuhfe”si bu kez yayınlanmış olmasına rağmen bakalım Trabzon’lu aydınların, kültür tarihçilerinin dikkatine çekebilecek mi?

Trabzon’lu Köseç Ahmet Dede ve Şeyh Galip vesilesiyle biraz doğrudan, biraz dolambaçlı, biraz da ‘zorlayarak’ Trabzon’a bakmaya çalıştık. Neleri görebildik veya görebildik mi?

Köseç Ahmet Dede, Tuhfe’nin sonunda “Hüseyin Mansur yüz elli sene sonra Ferideddin Attar’ı irşad etmişti… Evliyaullah’ın büyükleri sağlıklarında nasıl tasarruf ederlerse, irtihallerinden sonra da öyle tasarrufta bulunurlar.” diyor. Trabzon (Serander yayınları sayesinde) 231 yıl sonra Köseç Ahmet Dede’yi hatırladığına göre, O’nun ruh ve muhtevasından pay sahibidir diye düşünmek istiyoruz. Eseri hazırlayan Dr.Ali Üremiş’i ve Trabzon’da Mevlâna temrinlerine önemli katkıda bulunan Serander Yayınları’nı tekrar tebrik ediyoruz. Konya’daki mezar taşında “Trabzon-Şeyh Ahmed-1191-Sene-Yâ Hû” yazan Köseç Ahmet Dede’nin Tuhfe’sinin sonunda Sadrettin Konevi’den naklettiği son cümlesiyle yazımızı bitirelim: “Mevlâna dünyaya geldi ve gitti. Hiçbir kimse kadir ve kıymetinin büyüklüğünü, makamının yüceliğini bilemedi.” Onun yolunun aydınlatıcılarından Trabzon’lu Köseç Ahmet Dede’nin makam ve büyüklüğünü bilmek ve görmek için Şeyh Galib mi olmak gerekir ?

Trabzon Köseç Ahmet Dede’yi okumalı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder